16 Haziran 2005
Aykut Köksal, Uğur Tanyeli ile söyleşiden

Restorasyon

Bugüne kadar Türkiye’de restorasyona ilişkin bir ters bilinç oluştuğunu söylemek yanlış olmaz. Restorasyon dendiği zaman bir yapının restore ediliyor oluşunu başlı başına bir başarı olarak algılama eğilimi var, oysa bunun restore ediliyor olması, bazı durumlarda tam tersine bir tahribat haline de dönüşebilir. Dolayısıyla bir yapının sadece restore ediliyor olması mutlu olmamızı gerektirmiyor. Hatta çoğu durumda, restore ediliyor olması aslında tahrip ediliyor olması demektir. Her durumda biz restorasyon sözünü duyduğumuz her noktada tersini düşünmek zorunda olduğumuz bir ülkede yaşıyoruz. Buna karşılık da pek çok durumda kamuoyu tam tersini düşünüp “restore ediliyor, ne kadar iyi oluyor” diyor.

Bir otoyol inşaatının hızlı yürümesini isteyebilirsiniz ama restorasyonun tam tersine yavaş işliyor olmasını tercih etmek durumundasınız. Yani restorasyonun doğası daima yavaş olmasını gerektirir, hızlı yapılıyorsa mutlaka yanlış yapılıyordur. Bu kadar kesin biçimde bunu söylemek yanlış değil, mutlaka yanlış yapılıyordur. Sadece hızlı yapılması bile yanlış yapıldığının garantisi, başka hiçbir ayrıntısına dikkat etmeniz gerekmeyebilir çok durumda.

Peki prosedürün ne olması lazım? Önce araştırma yapılması lazım. Bir restorasyon projesinin hazırlanabilmesi için elde o projenin oluşmasına kaynak oluşturacak olan verilerin olması lazım. Bir yapıya girdiğiniz zaman çıplak gözle yapıyı gözleyebilirsiniz veya rölövesini çıkartabilirsiniz ama bu gözlem o yapının inşai sorunlarını, teknoloji tarihi açısından, mimarlık tarihi açısından taşıdığı sorunları görmenize yetmez. Demek ki önce o restorasyon projesine veri oluşturmak için, yapının karmaşıklığına, taşıdığı sorunlara paralel olarak 2-3 yılda, belki 5 yılda, belki daha uzun bir süre içinde bir araştırma çalışmasının çok titiz bir şekilde yapılması gerekir. Bu hem arkeolojik açıdan, hem de yapı teknoloji tarihi açısından bir araştırmadır. Yapı nasıl bir temel sistem üzerine oturmaktadır, bu yapı hangi yapılarla anekstir, temel sistemi hangi sorunları taşımaktadır, hangi strüktürel bütünü tanımlamaktadır ve dahası bütün bunlar bize mimarlık tarihi bağlamında hangi bilgileri getirmektedir. Bütün bu veriler ortaya çıkartılır ve bu verilerin ışığında bir restorasyon projesi hazırlanır. Bu proje hazırlandıktan sonra tabii konunun uzmanı bir müteahhit şirkete ihale edilecektir.

Restorasyon projelerinde mühendislerin ciddi bir sorumluluk taşıdıklarını söylemek zorundayız. Burada mühendisin bu işi yapıp yapamayacağı gerçeğinin farkına varması gerekir. Yani mühendisin de bu duyarlılığı, bu feraseti göstermesi gerekir. Restorasyon niye yapılır sorusuna cevap vermeden restorasyon yapılamaz. Restorasyon bir yapı yıkılmasın, ayakta dursun diye yapılmaz. Yani demiryolu köprüsünü takviye eder gibi restorasyon yapamazsınız. Demiryolu köprüsünün yıkılmaması gerekir, oysa restorasyonun amacı bu değildir. Restorasyon belge korumaktır. O tarihsel belgeyi korumak zorundasınız; elinizden çıkmasın, o belge yok olmasın diye onu korursunuz. Siz belgenizi zaten yok ediyorsanız, sonra da ayakta duruyor diyemezsiniz. Yani o yapıyı ayakta tutuyor olmanız hiçbir biçimde marifet değildir çünkü amaçlanan şey yapıyı ayakta tutmak değildir. Sonunda ayakta duracaktır ama bütün temel tarihsel verileriyle o belgeyi korumaktır. Yani eski temel sistemini de korumaktır, eski duvarını da korumaktır, üzerinde bezeme varsa onu da korumaktır. Üzerinde çeşitli dönemlerin ekleri varsa onları korumaktır. Her dönemin ekini aynı değer bağlamında değerlendirerek, hepsini aynı saygıdeğerlikte görerek, hepsine aynı gözle bakmak demektir. Böyle bir gözle bakarsanız restorasyon yapabilirsiniz, yoksa tek amacınız sadece bu bina yıkılmasın, ayakta kalsın olursa, olmaz. Aykut Köksal ve Uğur Tanyeli ile söyleşiden . Pr; Açık Dergi . Yt; 16 Haziran 2005 .

Paylaş:

Önceki Yazı

Refah Faciası

Hasan Ersel
23 Haziran 1941’de bu Refah şilebi içerisinde çok sayıda deniz subayı, deniz eri, hava öğrencisi, hava subayı ve tabii ki…
Devamını Oku

Sonraki Yazı

Richard Brautigan

Zekeriya Şen
30 Ocak 1935’de Washington, Tacoma’da doğdu. Amacı hep bir yazar olmaktı. Şiir, öykü ve roman yazmak istiyordu. Zaman geldi bu…
Devamını Oku

İlgili İçerikler

Radyoyu Kapatma Hakkı

Beysun Gökçin
İyi bir Açık Radyo dinleyicisi olduğumu düşünüyorum ama yani zaman zaman da doğrusu kapatabiliyorum. Bazı programlar ilgimi çekmiyor. Asıl sanırım…
Devamını Oku

Lale

Korhan Gümüş
Her yıl hiç değişmeden tekrarlanan törenlerle belediye fethi kutluyor. Gazeteler törenleri ironik bir şekilde veriyorlar: Lastik ayakkabılı leventler, kadırga niyetine…
Devamını Oku

Oyun

Emre Zeytinoğlu
ciddi bir iştir. Yani Freud’un dediği gibi, “oyunun zıddı olan şey ciddilik değildir.” Gerçek dışı bir şey de değildir; üstelik…
Devamını Oku