29 Ağustos 2004
Murat Belge ile söyleşiden

Moll Flanders

Daniel Defoe’nun romanlarından Robinson Crusoe kadar ünlü olmasa da herhalde onlar kadar sayılması gereken ikinci romanıdır. Daniel Defoe da dünyanın ilk romancısı diyebileceğimiz bir adamdır. Roman, daha düz yazı ile bir sanat formu hâline gelmeden önce bu tarzı en erken denemiş insanlardan biri. Robinson’da yaptığı gibi Moll Flanders’da da öykü birinci kişi açısından, onun ağzından anlatılır; Moll bir kadın kahramandır. Defoe aslında Protestanların püriten kolundan, o gelenekten gelen bir kişi olduğu için püritenliğin çeşitli meziyetlerinin yanı sıra, çeşitli tatsızlıkları da paylaşan, onlara da sahip olan bir kişiliktir. Moll Flanders’da başına kötü şeyler gelen bir kadın hikâyesini okuyoruz. Bunlardan ötürü zavallı Moll Flanders hırsızlık yapmak zorunda da kalır, orospuluk yapmak zorunda da kalır, böyle çeşitli durumlar başına gelir. Yalnız bütün bunları epey bir keyifle de yapar bir yandan, müthiş de bir başarı duygusunu gayet iyi yaşar. Romanın sonuna gelindiğinde gayet uyduruk bir pişmanlık duygusunun arkasından “oh, oh neyse bütün bunlar oldu ama param da var, helal olsun bana!” gibi bir tavırla bütün günahlarıyla da uzlaşır kolayca.

Aslında bu son derece yüzeysel, bencil, kendine yontan ahlak anlayışını Defoe’nun bütün kitaplarında görüyoruz. Bunun belki Calvinizm’in kaderi gereği, seçkinler arasında olduğuna inanmanın, cennete gideceğine inanmanın bir sonucu olduğu söylenebilir. Nitekim estetik kaygının henüz olmadığı bir zamanda romanın çok satması bekleniyordu, ve epey de satmıştı, Defoe bunlardan bolca para kazandı. Defoe’nun ilginç tarafı ise gerçekten çok sansürsüz yazmasıydı. Defoe romanını okuyup da bir Madam Bovary okumaktan veya Defoe’nun zamanına daha yakın Tom Jones’u okumaktan duyulan bir edebiyat zevki almaz insan. Defoe’dan bunu çıkarmak kolay değilse de müthiş bir gerçekçilik efekti çıkar. Anlattığı bir olayda olguya ve ayrıntıya çok yatkın bir aklı vardır, onun için anlattığı bir olayı adeta kendiniz de hissederek yaşayabilirsiniz. Bir yankesici bir adamın saatini çekiştiriyordur; saatin zincirle takıldığını, çıkmadığını anlatır. İnsanın yüreği ağzına gelir okurken, o zinciri siz çekiyormuşsunuz da gelmiyormuş, o anda yakalanacakmışsınız gibi bir duyguyla okuyabilirsiniz. Bu bir tür gerçekçiliktir yansıttığı ama bunun daha önemli olan yanı, sansürsüz yazması… Orada 18. yüzyılın erken bir döneminde yaşamış bu adamın, bir zihniyeti temsil ettiğini, örneklendirdiğini görüyoruz. Yani bu Calvinist, Püriten zihniyeti bütün yalınlığı ile ortada görüyoruz. Mesela adada yerliyi alıp, adını sormaya tenezzül etmeden, kendisi Cuma diye adlandıran, kendisini ona efendi diye tanıtan ve yıllarca yalnız yaşadığı adada bir insan bulup, onunla bir şeyler yapıp, bir hayat paylaştıktan sonra da -ikinci cildinde anlattığı bir şeydir- adamı para karşılığında satan bir kahraman. (Bkz; Cuma) Biraz daha romancılık kaygısı, estetik kaygısı, vs. duyan birisi olsaydı bütün bunları sansür ederdi, etmediği içindir ki, Defoe’da aslında yalın, çok ham bir ideoloji görüyoruz. Murat Belge ile söyleşiden . Pr; Açık Dergi . Yt; 29 Ağustos 2004 .

Paylaş:

Önceki Yazı

Mola Yeri

Nuh Köklü
Ağaçtan yapılma küçük bibloların, bakır tasların, gülsuyu, lokum ve plastik oyuncakların; ‘yöresel’ tabir edilen peynirlerin, renkli kartpostalların, artist resimlerinin, taklit…
Devamını Oku

Sonraki Yazı

Montesorri

Şermin Alyanak
Roma Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden ilk kadın doktor olarak mezun olan Maria Montessori aynı üniversitenin psikiyatri kliniğine asistan olarak atandı ve…
Devamını Oku

İlgili İçerikler

Açık Deniz

Necla Akgümüş
Geçen Pazar (daha yeni) 5 yaşında oğlumla Taksim’den tiyatro dönüşü iki katlı Taksim-Bostancı otobüsüyle eve geliyorduk. Eğlenceli olsun diye ikinci…
Devamını Oku

Töre Cinayeti

Özlem Dalkıran
  ‘Namusunu temizleyen’, ‘zavallı kader kurbanı!’ erkekler medyada her gün olmasa da sık sık çıkıyor karşımıza. Tecavüze uğramak gibi bir…
Devamını Oku

Umut

Avi Haligua
  Prometheus, “Neden?” diye çıkıştı Zeus’a, “Onları neden kurtarmıyorsun? Görmüyor musun sana ne kadar da benziyorlar” diye devam etti söze.…
Devamını Oku

Katliamlar

Adem Örmar
Türkiye’de 1975 ile 1983 arasında meydana gelen olaylarda resmi rakamlara göre 5.634 kişi öldürüldü. Bu rakamın Sakarya ve Dumlupınar savaşlarının…
Devamını Oku